31 Mayıs 2008 Cumartesi

Amaseia..

Üçüncü kere ve yine görev için Amasya'daydım. Teknik ve bilimsel detaylara girmeden, blog için ayırdığım enfes fotoğraflarımı paylaşmak için geldim ve hemen gideceğim. Ne zamandır seyahat kategorisine yeterli ilgiyi gösterememiş olmam evde oturduğumdan değil tembelliğimdendir, belirtmek istedim.

Bir görevi keyifli kılan iki temel şey vardır; görev arkadaşı ve yöre halkı. Eğer mekan da güzelse tadından yenmez olur. Bu görev öyle grevlerden biriydi.

Topu topu bir sokak üzerinde çalıştık ve sokak boyunca kiraz, "yağlama", "akıtma", çay, çekirdek, gölgelik, sandalye vb bilumum ikramlar ile eyleşirken, akşamları Amasya çöreği ve Roma dondurması eşliğinde ve tarihi bir manzara içinde nehir sefası yaptık. Görüldüğü gibi bu görevin yeme-içme kısmı ağır basmış :) bir mısır yiyemedik, o da alacağımız olsun.




Hemen hemen her bahçenin bir iç avlusu vardı ve bu avlularda sokağa taşan ağaç dalları vardı, böylece hangi bahçede kiraz olduğunu görebiliyor ve proje inceleme bahanesiyle girip kirazları götürebiliyorduk :) O dallardan biri.. Utanmadan ağaca dokunurken elimi çektiğim bir fotoğrafım da var ama o benim için, o kadar görgüsüzlüğe gerek yok :)




Arazideki ilk günümüzde Elif'le karşılaştık ve diğer günlerimiz de onu aramakla geçti. Bu tatlı şeyin yanakları da çok tatlı.. Tüm bu fotoğraflar hayattaki küçük tadlara aitken, "derin manalar" içeren kültür-sanat fotoğraflarını şurada bulabilirsiniz...


24 Mayıs 2008 Cumartesi

bir burun üzerine..

Tatlı bir telaş içindeyim. Hayır hayır, henüz evlenmiyorum. Sanırım bir 7854938 saat daha evlenmeyeceğim, ki birim olarak saati tercih etmiş olmam bile evlilik müessesesine ruhen de olsa yakınlaştığımın göstergesidir, yıl demek de vardı zira.

Tatlı telaşım mı? Burnum.. Artık zamanı geldiğinden, bu minik, şeker, bana ait, kimsede olmayan, karakteristik burnumu düzeltmek için oldukça yoğun bir bilimsel, teknik, görsel ve matematiksel hesaplar içine girdim. Her geçen gün kafam karışıyor ama bu benim kararlılığımdan hiçbir şey götürmüyor, tedirginliğimden de.

Ergenliğimin ilk yıllarında, uyumadan önce burnumu alnıma yapıştırarak ettiğim duaları daha dün gibi hatırlıyorum. "Allahım, biliyorum mucizeler kolay olmuyor, herkese de görünmüyor.. ama ne olursun sabah uyandığımda burnum düzelmiş olsun" derdim. Sabah uyanırdım ki, bant burnuma dolanmış.

Cool yıllarımda kendimle barışığım edasına bürünüp uzunca bir süre atlattım bu travmayı. Herkesin birbirine benzediği bir dünyada, karakteristik özelliklerimi neden kaybedecektim ki.. bu gaz da baya bi süre devam etti, ta ki geçenlerde çekilen bir fotoğrafa kadar. Aman Tanrım.... bu burunla nasıl yaşıyormuşum..

Doktorların bilgisayar ekranlarında burnum tüm heybetiyle dururken üzerinde analizler yapıyor ve bu süreci çevremde yakından takip edenlere tüm detayları tek tek izah ediyorken kendimle barışmak yolunda önemli adımlar atsam da kararımdan caymadım. Bu burun ya küçülecek ya küçülecek.. Ama önce ameliyat tarihine ve doktora karar vermem lazım.

Ben burnumdan bahsettim şimdi blogumda di mi.. Artık kesin ameliat olmam lazım :)

11 Mayıs 2008 Pazar

anne anne anneciğim..

Bir şeyler yazmak istiyorum ama ne? Beynim boş. Hiçbir konuda fikrim yok. Aman Tanrım sarışın oluyorum!!!

Bilgisayar oyunlarıyla beyin hacmimi artırdığımı sanırken, aslında teknolojinin esiri olduğumu ve beynimin hacminin gittikçe küçüldüğünü birisi bana söylemeye cesaret edebilir mi? Ayrıca zeka beyin hacmiyle mi ilgiliydi kıvrımlarla mı?

Anneler gününü annemle geçirmeme engel olan o çiftlik sahibi amca ve teyze... İnsanları davet etmek için başka gün mü bulamadınız? Çiftliğiniz mi elinizden alınacaktı? Kuzulara kıran mı girecekti? Anneler günü vesilesiyle gelen msafirlerinizi de getirebilirsiniz derken 20li yaşlarının baharındaki gencecik kızların birlikte ve koro şarkılar söylerken eğlenebileceğini mi düşündünüz? Anneler günü çocuklara ve annelerine özeldir, arkadaşa eşe dosta değil. Bari aldınız annemi geri verin. Saatlerdir yolunu gözlüyorum kadının, gelse de elcağızlarımla yaptığım pastayı yese diye.

Aylardır ve aylardır bilgisayar başında müzik dinlemediğimi fark ettim bi de. Müzik dosyasının yerini bulamadım. Buna ne dersin?

08 Mayıs 2008 Perşembe

Mutluluk

Geç oldu farkındayım, ama son günlerde ne bir cümle yazasım vardı ne düşünesim. Mutluluğun tanımı gibi bir mim sevgili Goddess-Artemis'ten gelince uzunca bir süre yazacak hiçbir şey bulamadım. Mutluluğu tanımlayamadığımdan mı, Goddess-Artemis gibi hemen aklıma geliverecek bir mutluluğum olmadığından mı bilmiyorum.

Ben ne zaman mutlu oluyorum, bunların ortak özelliği nedir, bu mutluluğu resmedebilir miyim tanımlayabilir miyim diye düşündüm evet, düşündürtüldüm :) Ailemle gülerken, hayatta başarılı ve şanslı bir insan olduğumu anladığımda, saf sevgiyi hissettiğimde mutlu oluyorum, herkes gibi. Ancak mutlu olduğum anlara dair aklıma en çok gelen anı denize, havuza, yeşile, maviye, çıplaklığa ve yaz günlerine ait olunca anladım ki, ben en çok tatilde mutlu oluyormuşum.

Hiçbir zorunluluğa hapsolmadan; her türlü maddi, bürokratik, dünyevi, toplumsal sorumluluklara uzak; çevremden uzak; sadece bu mutluluğu paylaşmak isteyeceğim kişilerle kendimi dinlediğim anlarda, hele de ılık bir rüzgar esiyorsa, üzerimde fazla hiçbir şey yoksa, doğaya-doğala en yakın olduğum anlarda mutluyum ben.

Bir de bi anda içine bir huzur dolar insanın.. yaşamak harika bir duygu dersin, ortada bariz hiçbir olay yoktur ama mutlu olduğunu hissedersin, bir anda sana keyif verecek her şeyi yapmak istersin.. İşyerinde bile olur bu, yolda yürürken de olur, film izlerken de olur aptal bir tv programı izlerken de.. Bunun da doğallıkla alakası var. İnsanoğlu bu, her zaman guard'ını almış, her zaman tetikte duramıyor hayata karşı. Bir anda bilinç boşalıyor, bir anda saflaşıyorsun, çocuklaşıyorsun, gülüyorsun. Belki de, Goddess-Artemis de bu yüzden yeğeniyle mutluğu tanımlıyor.

Tanımlayayım artık şu mutluluğu; doğaya yakın olduğum anlar varsa ve bunun farkındaysam; o toplum denen şeyin dayattıklarına karşı durabilecek anlar yaratıyorsam, buna gücüm varsa ve biraz da olsa başarabiliyorsam; saflığı, iyi niyeti, koşulsuzluğu bir anlık bile olsa hissediyorsam o anlar mutluyum ben.

Toplumsalcı değil bireyci olduğumu her fırsatta söyledim. Mutlu olduğum anların bile tek başımayken, doğaya en yakın olduğum anlarda gerçekleşmesi tesadüf değil herhalde.