28 Mayıs 2007 Pazartesi

fransa, fleneur, fotoğraf..

fransız sokaklarında, damarlarımda fleneur fleneur akan kanımla yaptığım yolculuğun arda kalan görüntülerinden en güzeli...

bilmediğin bir kentin sokaklarında dolaşırken köşeyi dönünce sanki tanıdık bir mekan görecekmişsin hissini yaşıyorsan o kenti sevmişsin demektir.. hayır vaz geçtim, hiç alakası yok.. çünkü plancısın demektir :)

bu anlamda plancı olmak da hoş bi duygu değil aslına bakarsan... hiçbir şehrin keşfi zevk vermez oluyor sana, çünkü keşif diye bir şey olmuyor... o yolun nereye çıkıyor olabileceğini kestirebiliyorsun çünkü.. ya da gitmek istediğin bir yeri yön duygunla, aldığın referanslarla bulabiliyorsun, sürpriz olmuyor hiçbir karşılaşma..

yine de bilmediğin bir tarih, bilmediğin bir yaşanmışlık var sokaklarda.. mekan ele veriyor kendini belki ama yaşanmışlıklar binaların harcında, pencere pervazında, çatıdaki kiremitte saklı kalıyor.. o yüzden fleneur'lük yapılıyor..

strazburg güzel şehir, lakin bir şey eksik.. sıcaklık gibi, samimiyet gibi bişi..
memleketimde olan bişi..

10 Mayıs 2007 Perşembe

samimiyim, samimisin, samimi misin?

dönemsel takıntılarım mevcut benim.. bi süredir de yazmanın insan üstüne [yazan ve okuyan olarak algılamakta fayda görmekte yazının müellifi] etkileri hakkında düşünmekteyim, ve sanal aleme kaydırmaktayım ilgimi..

yurmurtlama vakti... haydi..


samimiyet mesela.. hangi durumda yazarın samimi olduğu kanaatine varılır? ne zaman gerçekten kendi gibi davrandığına, ya da hadi onu da geçelim ne zaman duygularını olduğu gibi yansıttığına inanılır?

söyleyeyim.. hep negatif olduğu, hep kendini eleştirdiği, hep en kötüsünü söylediği zaman... olur da kendini överse, olur da hoşuna giden yanını söylerse, olur da kendine olan hayranlığını dile getirirse niyet hiç de temiz değildir çünkü!

böyle görmek istediğimizden..
çünkü hazım sorunumuz var milletçe..

07 Mayıs 2007 Pazartesi

yazmak, ben ve ben...

yazmadığım zamanlar kim demiş ki yazacak şeyim yok!? aciz ve kifayetsiz ve dirayetsiz kelimelerim şifa olamıyordur duygulara.. ne yazsam olmuyordur, okunduğu gibi algılanmıyordur.. beyinler aynı işlemiyordur, geçmiş ortak değildir, kaygılar mümkünatı yok orta yol bulmuyordur.. işte öyle anlarda sayfa açılır ve çiçeklere su verilir..


yazarken bazı anlar oluyor, bi an, ama yalnızca bi an, başkasıymışım gibi algılıyorum kendimi.. yabancılaşıyorum ben'ime.. ne acı yarabbim, düşmanımın başına verme!!! o nasıl bir duygu ki insanı allak bullak ediyor.. ellerimle besleyip büyüttüğüm, pamuklara sarıp koruduğum ben'im beni tanımıyor.. büyüttüğüm bana yabancılaşıyor, çıktığı kabuğu beğenmiyor.. söylemezsem çatlayacağım, evet s.çtığım b.k beni beğenmiyor... o duygu kanımdaki değerleri alt üst ettiğinde diyorum ki kendime, sen kendi kendine bunu becerebiliyorsan elalem ne yapsın sana!? insan bunu kendine yapar mı, ve yapar da sonra başkasından dert yanar mı!? bu ne menem bir çelişkidir böyle.. bu ne kasavettir ah, bu ne gam bu ne fütursuzluktur..


yazdıkça fark ediyorum ben çoğu şeyi.. kendimi tanıyorum kullandığım kelimelerin anlamları suratıma çarptıkça.. demek istediğim şeyler ile kullandığım kelimeler arasındaki sarkaç kıvamındaki duruşum ahenkli salınışlarını yaptığı her seferinde, ne demek istiyorsun doğruyu söyle, nedir derdin bacım, nereye varmaya çalışıyorsun diyorum kendime, bi de üstüne cevap veriyorum!!! ama o soruyu kendime sorduğumda öyle bir utanıyorum ki, nasıl gördün içimi, nasıl biliyorsun içimden geçenleri, bunları neden yüzüme vuruyorsun şimdi diyorum, utanıyorum.. bi de şükrediyorum, kendi içimde kurduğum bu otokontrolün, otoeleştirinin, otoyönlendirmenin, otoyalanmakinasının beni kendime karşı sorumlu kılacak kadar mükemmel işleyişine..


yazmayı seviyorum, benden çıkan kelimeler beni yönlendirdiği için..


bugün ben diyim bir farkındalık sen de bir olgunluk, ben diyim bir boşvermişlik sen de bir kadercilik var ki üstümde, dünya dursa dönen başka bir gezegen buluruz nasılsa diyip bu eğlenceli dakikaları bulduğum o başka gezegende devam ettirebileceğime inanabilirim nitekim.. başkalarını da inandırabilirim bu dediğime kendim bile inanmayıp.. offf, gittikçe zıvanadan çıkmakta bu yazı.. sen kullarını konuşmaya aç bırakma yarabbim.. aminn..


kendimce yazarım da boşalır içim dışım, transparan olurum, saflaşırım.. kahretsin ben bunu hep yaparım, yapıyorum, yapacağım...