16 Nisan 2007 Pazartesi

pilli evrim..

öğrenci olduğumuz zamanlar -ki çok eskilerde kaldı, hatırlamıyorum şimdi tam tarihi!!!- her şey daha doluydu, doğaldı, kendi gibiydi.. herkimsenin ne düşündüğü hiçkimsenin umrunda değildi..

giydiklerin, kelimelerin, doğruların, hayallerin.. istediğin her şeyi o zaman has bir samimiyetle, belki de sadece o vakitler yaşayabileceğin bir özgürlükle dile getirebiliyordun.. istediğin her paçavrayı giyinebiliyordun, tarzın olduğunu iddia edip..

sakarya idi mekanımız.. her köşesinde öğrenci kokuları sezilen, her ücretin öğrenci bütçesindeki enflasyona oranlandığı.. bağırabiliyordun, böğürebiliyordun, kahkahalarla gülebiliyordun yolun ortasında.. nereye gitmek istediğin sadece ne istediğine bağlıydı, başka bi şeyi dert etmene gerek yoktu..

zaman değişti, biz değiştik, sakarya değişti..
öğrencilerin yerini gece kulüplerindeki mesailerini bekleyen beyler ve bayanlar, özgürlüğün yerini ise korku aldı..

sokaklarda şen kahkahalar değil sarhoş naraları yankılanıyor artık.. bakışlardan samimiyet değil fırsatçılık akıyor..

baraka'da artık pilli bebek çıkmıyor.. canlı dinlemek istesen ve kalabalık önemli değil cem baba olsun yeter desen, artık mümkün değil.. ucuz demek salaşlık demek değil artık sakarya'da; itilmişlik demek, dışlanmışlık demek..

siyah beyaz düşlerimde sensizliği hatırlarım... diyordu..
nedensiz sorgusuz bir rüya gözlerimde, nedensiz sorgusuz bir duvar benliğimde.. diyordu..

şimdi de diyor, ama ne sigara dumanı var, ne sıkış tepiş kalabalık, ne de dinlerkenki doğallığım..
ne sakarya eski sakarya, ne evrim eski evrim..

12 Nisan 2007 Perşembe

hadi kızlar, görücüye çıkma vakti geldi..


En büyük kızım Arife.. çok aklı başında, çok uslu maşallah, hiç üzmüyor beni.. ona ayrı bir sevgim var, ilk göz ağrım ne de olsa..


İkinci kızım Benek.. onun yeri de apayrı bende.. doyamıyorum güzelliğine, hem pencere önüne koydum herkes görsün diye.. gün geçtikçe büyüyor, morluğu renk katıyor evime..

Üçüncü kızım Eftelya.. onda biraz kapris var, ablalarını daha çok sevdiğimi, beni etkileyen bi yanı yok sanıyor.. Hangi anne evladını sevmez, ama beş parmak bir olur mu hiç.. evet pek bi özelliği yok, sadece annesi daha bilinçli bir anne olduğuında dünyaya getirdi onu, aklı başında yetiştiriyor, suyunu gübresini hiç eksik etmiyor, hiç acı çektirmiyor, hiç güneşte yakmıyor mesela :) arife kaçıncı kerede bu hale geldi bi bilse, ya da beneğin yapraklarındaki yanıkları görse şükrederdi haline.. Bu da en küçük kızım Şebek.. daha yeni doğdu :) adına yakışır bi şanı olacak, çünkü en sevimlisi içlerinde.. büyüdükçe azalır mı bu özelliği zaman gösterecek..

çiçeklerim her geçen gün büyüyecek, rengarenk ve mis kokulu bir evim olacak.. bi de gerçeğini becerebilsem :)

11 Nisan 2007 Çarşamba

aşk, savaş, tiyatro...

Bakalım dün gece nasıl geçmiş:

Oyun 1939 yılı Polonya'sında geçmektedir. Bir tiyatro kendi halinde oyunlar sergilemekte, sahneye koymayı planladığı "Gestapo" adlı oyun Dışişleri Bakanlığı'nın emriyle sakıncalı bulunduğu için gösterime koyulamamaktadır. Bu esnada Varşova'da yeterince ün salmış Bayan Tura ile eşi Bay Tura [isimlerini unuttum, geçelim] aynı dönemde gösterimde olan Shakespeare'in ünlü oyunu Hamlet'te rol almaktadırlar.. ve oyun bu ya, seyircilerden biri [ki daha sonra bu kişinin Polonya ordusunda görevli bir havacı olduğu anlaşılacaktır] Bayan Tura'ya aşıktır.. Hamlet [bkz. Bay Tura] o ünlü yaşamak mı yoksa ölmek mi triadını yaparken teğmen kulise, Bayan Tura'nın yanına sokulmaktadır..

Ve sonra savaş çıkar.. Teğmen Polonya'ya destek veren İngiltere'ye gitmiştir.. Tiyatro oyuncuları tiyatro her ne kadar açık da olsa oyun gösterime koyamamaktadır ve bir kısmı direnişçilere katılmıştır..

Günlerden bir gün teğmen çıkagelir, ülkeye direnişçilere destek veren bir profesör görünümünde [adını unuttum, geçelim] Alman bir casusun sızdığını, direnişçilerin isimlerinin olduğu listeyi Hey Hitler'e iletmekle görevli olduğunu, o listenin ele geçirilmesi gerektiğini söyler.. Olay zaten burdan sonra kopar.. Bu esnada perde kapanır..

Perde açılır.. "Gestapo"yu tiyatro sahnesinde hayata geçiremeyen oyuncular kendilerini bir anda gerçek hayatın içinde, hem de savaş ortasında, hele de bir casusun izini sürüp onu etkisiz hale getirmek amacıyla Gestapo'yu sahneye koyarken bulurlar.. Belki de oyunun özeti şu cümledir: "Polonya'nın geleceği üç beş gösteriş budalası tiyatrocunun elinde"...

İlk perde görece daha dramatik ve politik kaygılarla geçerken, ikinci perde komediye meyletmekteydi.. fakat oyundan çıkan netice şudur ki, tiyatro hayatın aynasıdır.. İzlene..

vay bana vaylar bana
hey gidi Hitler bana..

:)

böyle bişeydi işte..

10 Nisan 2007 Salı

âdettendir dediler, yaz..

sızım sızım sızlaarrrr içiiiiim.. diye böğürebiliyorum ve fakat şarkının devamındaki sözleri dile getirmeye mecalim yok.. zira ne diyor mevzuya bahis olan bu şarkı: gözümde akmayan yaşlar / içimde yıllardan kalma birikim / bilmem ne zaman patlar... sızıdan dem vuran şair burada şunu demek ister halbuki: karnımda bir sızı var, sorma gitsin.. şarkı sözü yazarı da kadın değil mi zati... aferin, süper bağladım..


nicedir duygu debelenmelerimiz şarkılarda anlam kazandı, kendini bir türlü karşı cinse ifade edemeyen kadın kısmı adet sancılarını bile şarkılarla ifade edebildi [bkz o kısım kadınlara örnek, ben].. orkid reklamları çıktığında dünyanın değişiyor olduğuna kanaat getirebilecek yaştaydım neyse ki de, bu değişimi an-be-an yaşayabildim şu aciz kadınlığımla.. şimdilerde ise markette eğilmez ve arşa değen başım ve kucakladığım orkid poşeti ile kasada beklemeyi kadınlığın birinci altın kuralı olarak addetmekteyim.. ikinci altın kural mı, seviştiğini söyleyebilmek..


gelelim sadede.. kadınlık değişiyor ey halkım.. nerde o regl olduğunu "özel günümdeyim" şeklinde ifade etmeyi bile bi cesaret sanan kadın, nerde orkid poşetiyle gerim gerim gerinerek yürüyen kadın... nerde adet sancıları çekerken "midemi bozmuşum sanırım karnım ağrıyor" bahanesine sığınan kadın, nerde "adet sancısı çekiyorum uleeeen" diye böğüren ben..


zaman değişiyor hakkat (bkz. hakikaten)... ve bu şekilde bir gövde gösterisini haklı bulan ve yaşadıklarını bedensel ve ruhsal dalgalanmaları normal bulduğu için zikretmekten çekinmeyen ben, bu zikredişi terbiyesizlik ve teşhircilik olarak algılayan onlar'a karşı bir savaş açmış durumda.. bütün kızlar toplanacağız yakında, ele geçireceğiz dünyayı.. ve ayda 2 günü izin ilan edeceğiz her kadına..


yukarıdaki şarkı öbekciği ile de bağlantıyı kuran şair, içindeki öfkeyi hafiften sızdırmaya başlamanın verdiği gururu da ekseriyetle yaşamaktadır..


nokta.