24 Mayıs 2009 Pazar

ego..

Gittiğim her görevde o şehirdeki müzeleri gezmeye çalışıyorum mümkün olduğunca. Her seferinde insanoğluna dair yeni bir şey öğreniyorum. Mesela bilgi dağarcığım en son şu bilgiyle tomurcuk açtı: insanlar kalkolitik dönemde kap kacak üstüne süsleme yapmaya başladığında altlarına imzalarını da atmışlar. Bu ne demektir biliyo musun, ego kalkolitik dönemden beri var demektir. Gözünü sevdiğimin egosu, insanoğlunun var oluşundan beri varsın. Sen mi büyüksün insan soyu mu?

13 Mart 2009 Cuma

the personnel you have called.....

Bundan çok da eski olmayan ama buraya yazmak için geç kalınmış kadar uzak zamanların birinde, beş dakika içinde gelen 4. telefonda birden dilimden dökülmüştü. Telefonu 4. kez çaldıran şube müdürüydü ve aradığı personel ben değildim. Buradan, esprime "you may call her later" diyerek katkı verdiği için kendisine teşekkür etmek istiyorum...keşke her müdür böyle olsa..

10 Mart 2009 Salı

kelamıkibar..

•Beni evimden alıp “mesai istirahatgahım” olan işime bağlayan karayolunda, yalnızca şoförün seçtiği ve hep aynı yerlerden geçerken aynı şarkıları dinliyorum. Besin değeri düşük gıdalarla besliyorum ruhumu. Bilgisayarım rahatlasın diye taşınabilir ortamlara yüklediğim müziklerimi ancak taşırsam dinleyebiliyorum, ne tuhaftır ki taşımıyorum.
•Geçenlerde yolda yürürken şarkı söyledim, hoş oldum. Hoşluğum, son zamanlarda daha az şarkı söylediğimi fark edişimdendi. Pratik yapmadığımdan olsa gerek söyleyince de detone oluveriyorum. Halbuki ben çok ve güzel şarkı söylerdim.
•Ben küçükken dünyada bu kadar gerizekalı insan yoktu ve ben küçükken dünya sadece mavi, yeşil ve sarıydı. Bir dağ, bir güneş, bir dere, bir ağaç ve üç insan kadar basitti.
•Para şu an benim için çok değerli. Hayatımı, hayatımdaki bu değeri artırmak için kısıtlıyorum, ama sadece geçici bir süre.
•Bu ülkeyi ben yönetsem çok daha güçlü ve hayat dolu olurdu.
•Ayrıca, Hürriyet'te Yonca Tokbaş ve Ayşe Arman değil ben yazmalıydım. Bu kadar basit nasıl olunuyor, bu kadar basitken hala nasıl o gazetede yazılıyor anlamıyorum.
•Haftada bir kez brokoli yiyip, bir kez meyve suyu içersem sağlıklı beslendiğimi sanıyorum.
•Nefret de sevgi kadar insanidir, ama kötü niyetlidir. Ben de nefret ediyorum çoğu şeyden ama bunu defalarca dile getirdiğimde kendimden nefret edeceğimi biliyor, kendimi dizginliyorum. Nefreti sürekli telaffuz eden insanlardan uzak duruyorum, daha fazla şeyden nefret etmemek için.
•Gerizekalı sıfatını bu ara çok kullanıyorum.
•Kendimi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Kültür ve Turizm Bakanı, herhangi bir ilin herhangi bir milletvekili ve Başbakan olarak hayal ediyorum. Her mevki ve makamda inanılmaz başarılara imza atıyorum. Çok gerçekçi ve bu ülkeye uygun projelerim var. Ben o mevkilere gelinceye kadar kendi çemberimde yapabileceklerimi yapacağım, buna engel olacakların ise benimle yarışabilecek fikirlere ve en az benim kadar zekaya sahip olmalarını diliyorum. Bu koşullardan birini karşılamak yetmiyor.
•Herkes sosyalist, herkes makul, herkes halkçı olmak zorunda değil, ama tutarlı olmak zorunda.
•Kahrolsun ego.
•Devamı gelecek.

31 Ocak 2009 Cumartesi

o sensin...

Seninle birlikte olmadan önce aşık olduğumu sandıklarım aşk değilmiş aslında. Yaptığım her şeyde onları anıyor olmam, dinlediğim şarkılarda onları arıyor olmam, bulutlarda yüzlerini görüyor olmam aşk değilmiş. Önümde duran ve ulaşamadığım şeylere duyduğum hevesmiş. Ulaşamadıkça büyüttüğüm bir şeymiş. Ta ki seni tanıyana kadar aşk sandıklarımmış. Sen yanımdayken seni arzuluyorum, öpmek isteyip öpüyorum, sevişmek isteyip sevişiyor, evlenmeye karar veriyorum ama hiçbiri sana doymama yetmiyor. Sen ellerimdeyken bile içimdeki yoğunluk azalmıyor. Aşk buymuş. En doruk anlarımda bile bir ötesindeki yoğunluğu istemekmiş.. Yetinememekmiş.. Sana doyabilmek için senin gözlerinden görmek istedim ben dünyayı. Bir olayım senle istedim. İçinde kan olup akayım istedim. Gerçekten istedim.

Ben bu akşam bunları ona söylerken ağlamak istedim. Ne alaka fle sus dedim. O ise elleriyle kulaklarını okşuyor, ellerini nereye koyacağını bilemiyordu. Gözlerini benden kaçırıyordu. Bizim aşkımızın gittikçe büyüyen bir aşk olduğunu söylüyordu.